1 Mart 2014 - 09:59
Allah, Tuzak Kuranların En Hayırlısıdır!

Biz Ehlibeyt'e olan aşk ile yaşıyoruz ve bununla gurur duyuyoruz...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 28.02.2014 Cuma günü Camlıkahve Ehlibeyt mescidinde Ehlibeyt Alimleri Derneği Genel Sekreteri Ş. Kadir Akaras hoca imametinde kılınan Cuma Namazının satır başlıklarını siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz:

بسم الله الرحمن الرحيم

Kur'an, insanların ve cinlerin yaratılışı konusunda şöyle buyuruyor:

"Biz cinleri ve insanları ibadet etsinler diye yarattık."

İnsan, fıtratı gereği mükemmele âşıktır. Tüm hayatını mükemmel diye vasıflandırdığı o şeyi arayıp bulmaya harcar. Bu genel kanunda hiçbir istisna yoktur.

Ama maalesef bu arayış bazen yanılgıyla sonlanır. İnsan kimi zaman bir puta kimi zaman kendisine kimin zamanda kulaktan dolma efsanelerde yaratılan bir varlığa mükemmel gözüyle bakar ve ona kulluk eder. Bu durum aç bir çocuğun yalancı bir emzikle açlığını telafi etmesine benzer.

Bu arayış yolunun ilk basamağı insanın kendini tanıması ve kendi değerini bilmesi evresidir. Birçok rivayette "Kim kendini tanırsa rabbini de tanır" diye buyrulmuş ve mükemmeli tanımanın yolunun insanın kendini tanıtmaktan geçtiğine vurgu yapılır. Yani kendini tanımak insanı mükemmellerin en mükemmeli olan Yüce Allah'ı tanımaya götürür.

İnsan kendi varlığının değerini bilmeli ve hiçbir zaman kendinden daha değersiz bir varlığa itaat etmemelidir. Allah'tan başka hiçbir şey itaat ve tapınmaya layık değildir. Çünkü insanın bulabileceği en mükemmel şey sadece Allah'tır. Kulluğa ve ibadete en layık olan O'dur.

Şöyle bir hikâye anlatılır:

"Bir çocuk elindeki altınlarla oynuyordu. Yoldan geçen birisi çocuğun elindeki altınları görünce kurnazlık edip altınları çocuğun elinden almanın yolunu arar. Birkaç şeker alarak çocuğa "Eğer elindeki taşları bana verirsen bu şekerleri sana veririm" der. Çocuk "Şeker istemiyorum ama bu taşları sana vermemi istiyorsan benim için eşek gibi ses çıkar" der. Adam etrafına bakınır ve kimsenin olmadığını görünce çocuğun isteğini yerine getirir. Bunu gören çocuk: "Sen bu halinle bunların altın olduğunu anladın da ben anlamıyor muyum sanıyorsun" der."

İnsan, kendi değerinin farkında değil. Çoğu insan sahip olduğu bu değerli emaneti bir hiç uğruna feda eder. Oysa Allah, Kuran-ı Kerim'de insanın değerinin karşılığı cennet olarak müjdeler.

"Allah, müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almak ister."

"Biz O'ndan geldik ve O'na doğru gideceğiz" ayetinde olduğu gibi insan Allah'a doğru seyir halinde olmalıdır. Yaptığı iş, gittiği yer ve vesile kıldığı şeyler Allah için olmalıdır.

İnsanın hedefi kutsalsa o hedefe giden yol ve vesileler de kutsal ve meşru olmalıdır. "Hedefim kutsal olduğu için beni bu hedefe taşıyacak her şey de kutsaldır" görüşü yanlıştır. Hedefe ulaşmak için yalanı, gıybeti, hırsızlığı veya her hangi bir yanlış ve günahı meşrulaştırmak en büyük yanılgıdır.

Bu zihniyete sahip bir insanın topluma önderlik yapması, siyaset arenasında boy göstermesi insanları toplumsal bir felakete sürükler.

Bizim ibadetlerimiz bazen bazı siyasetçilerin söylemleri benziyor. Siyasetçilerin hiç birisi ben yapmadım veya benim hizmetlerim kendi çıkarım içindir demez. Halka hizmet için geliyor ama ne hikmetse insanları kendisine davet ediyor. Keser gibi olayları hep kendisine doğru yontuyor.

"Gurbeten ilellah" (Allah'a yakınlaşmak kastı) insan hayatının her noktasına renk katmalıdır. Sadece namazda söylenen bir cümle olmamalıdır.

İnsanı mükemmel olan Allah'a götürecek birçok vesile vardır. Bunlardan biri hiç şüphesiz ilahi bir nimet olan Velayettir. Düştüğünde insanı kaldıracak, insana Allah'ı hatırlatacak ve doğru yolu gösterecek olan masumlara ihtiyacımız vardır.

Bir diğer vesile ise insanlara Allah'ı hatırlatan âlimlerdir. İnsanı, sözü ve ameli ile kendisine değil sadece Allah'a davet eden gerçek âlimler. Dünyanın farklı renklerle bezenmiş ihtişamlı görüntüsüne kaptıran âlim, müşriklerin taptıkları puta benzer.

Âlimler insanları hidayete yönlendirmeli ve sadece Allah'a itaat ve ibadete teşvik etmelidir.

***

Sovyet zulmünün yüz yıllık hâkimiyetinden sonra birçok ülke bağımsızlığına kavuştu. Bu ülkelerden biriside kardeş ülke Azerbaycan idi. Ama ne yazık Azerbaycan bağımsızlığının ilk zamanlarında birçok acı olaylar yaşadı. Hiç şüphesiz bunlardan en acısı Hocalı katliamıdır. Ermenistan silahlı kuvvetleri Karabağ'ı işgal ederek Azerbaycan'ı rahat bir şekilde kontrol altında tutmak için Hocalı'ya saldırdı ve bir gecede 700'e yakın Müslüman'ı katletti. Burada en az masum sivillerin katledilmesi kadar üzücü olan şey bir hayvanın öldürülmesine bile feryat eden Batı, bu katliama ses çıkarmadı ve bu sessizlik hala hâkimiyetini koruyor.

Suriye, Lübnan ve birçok İslam ülkesinde uyguladıkları kirli politikayı Hocalı ve Karabağ'da da uyguladılar.

Bu katliamdan daha acı olan başka bir nokta ise İran'ı Ermenistan'ın yanında gösterdiler. Bu şekilde Türk toplumlarını İran'a karşı soğutmaya çalıştılar. Ama bizim Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışmalarda İran'ın Azerbaycan'a yapmış olduğu yardımlardan haberimiz var.

Aynı politikayı şimdi "Selam Örgütü" propagandası altında yürütmek istiyorlar. Amaç ise sahte delillerle yüzlerce Şia'yı hapse atmak veya sindirmek, susturmaya çalışmak. Böyle kirli planlara yeltenenler bir şeyi unuttular. O da bu kâinatın bir adil bir Yaratıcısı olduğu gerçeğidir. Kuran-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

"Allah'a karşı tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır."
 
Allah'a şükürler olsun ki biz velayet mektebi mensubuyuz ve bu yolda çekilecek tüm acılar bizim için kutsaldır ve öyle olmaya devam edecektir. Biz Ehlibeyt'e olan aşk ile yaşıyoruz ve bununla gurur duyuyoruz. Sırf bunun için bize yapılacak baskılar ve iftiralar bizim için bal kıvamındadır. Zira biz bu aşka Kerbela'da Hz. Hüseyin'i (a.s) kurban verdik. Kendi canımızın bir değeri yoktur.